Thursday, August 13, 2020

Eşitlik, özgürlük, adalet, özsaygı


Siyasal İslamın AKP’de temsil edilen iktidarı, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarak kültür savaşlarında bir mevzi daha kazanmayı planlıyordu. Bu plan, kadın hareketinin bu mevziyi koruma kararlılığının duvarına çarptı.

Siyasal İslamın, kadın-erkek eşitliğini yadsıyan, kadını erkeğe emanet mal gibi gören liderliğinin ve entelijansiyasının, bu görüşünü toplumda egemen kılarak kadınları dövme, eve kapatma, istedikleri gibi kullanma özgürlüğüne kavuşma hevesi kursaklarında kaldı.

(...)

Kadınların, eşitliği, özgürlüğü, adaleti, bireysel özsaygılarını hedef alan bir saldırıya karşı direnişi, siyasal İslamın kadın hareketinde yankılanmıştır. 

(...)

Böylece, siyasal İslam hareketinin erkekleri, büyük çabalarla hareketin dışını “müstehcen öteki” olarak tanımlayıp “içeriyle dışarısı” arasına kalıcı bir duvar dikerek, içeride “mükemmel bütünsellik” iddia etme fantezisinin imkânsızlığıyla yüzleşmiştir.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız


Monday, August 10, 2020

Rejim yine duvara çarptı


Siyasal İslamın AKP rejimi yine duvara çarptı. Ancak, bir Anglosakson deyişini ödünç alırsak, bu kez “duvarla sert yer arasına” sıkıştı. Ülkede gerçek bir muhalefet olsaydı, bu durumu bir “mükemmel fırtına” olarak tanımlayabilirdik. Heyhat!..

(...)


Rejimin, bu duvarı aşacak sıçramayı yapabilmesi için biraz geri çekilmesi gerekiyor ama sırtı sert bir şeylerle dayanmış. Dünyanın, Türkiye’nin önde gelen ekonomistlerine göre rejimin faizleri yükseltmesi, TL’yi korumaktan vazgeçmesi, ekonomi yönetimine, kamu maliyesine çekidüzen vererek dış yatırımcıların güvenini kazanması gerekiyor.

(...)

Bunlar yapılamaz mı? “Süreç olarak faşizm” kültür savaşlarında yeni ve büyük bir zaferle, bunu destekleyen fiziki simgesel şiddetle, aykırı sesler susturularak belki yapılabilir. Ne de olsa, gelecek mali sermaye, insan haklarına değil, değerlenme ortamının “istikrarına” bakar.

(...)


 İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmak için ortam yaratmaya başlamıştı. Ancak İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarak kadınları dövme, eve kapatma, istedikleri gibi kullanma özgürlüğüne kavuşmaya heveslenen İslamcı entelijansiya, dolayısıyla rejim, bu kez kadın hareketinin ve AKP içindeki kadınların direnişinin duvarına çarptı. Sözleşmeden çıkmak için “kampanya” yapan grup geri çekildi. Histeri krizleri geçirirken “fahişeler” diyen Dilipak’a AKP’li kadınlar dava üstüne dava açıyorlar. İlk kez bir direniş, kadın hareketi, rejimin saflarında delik açtı.

(...)

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ergin-yildizoglu/rejim-yine-duvara-carpti-1757299




Thursday, August 06, 2020

Geri dönüş yok!

Covid-19 öncesi dünya her gün biraz daha uzaklaşıyor. Geri dönme çabalarının insani ve toplumsal maliyeti her gün biraz daha artıyor. Bu arada kimi meczupların 150 yıl öncesine dönme hayali, ülkeyi çok daha büyük felaketlere sürükleyecek gibi görünüyor.

Covid-19 ile geçen sekiz ayda 18.2 milyon vaka, 700 bine yakın can kaybından, tarihte görülmemiş bir ekonomik daralmadan, en azından şunu öğrenmiş olmamız gerekirdi: “Normale” dönmek olanaklı değil.

O normal çoktan bayatlamıştı

O son kullanım tarihi çoktan geçmiş bir “normaldi”: Çok sert, sonu belirsiz bir ekonomik kriz vardı. Egemen liberal demokratik ideoloji ırkçılık ve küreselleşme karşıtlığı, yaygınlaşan komplo teorileriyle hızla çürüyordu. Büyük güçler arası rekabetin giderek sertleşen ikliminde uluslararası “düzen” istikrarını kaybetmişti. Bu anormal bir “normal” idi. 

(...)

Monday, August 03, 2020

‘Yanlış’ değil doğasında var


Uluslararası mali piyasaları yakından izleyen, onlara yön verebilen Wall Street Journal ve Financial Times gibi yayınların yazarları, Türkiye’nin değerli, deneyimli ekonomistleri, AKP rejiminin, TL’yi korumak için Merkez Bankası rezervlerini eritmesinin, düşük faiz ve kredi balonuyla ekonomik büyümeyi amaçlayan politikalarının “yanlış” olduğunu düşünüyor, hatta bu yanlışta ısrar edilmesine şaşırıyorlar. Benim aklıma Lenin’in “Neden böyle de başka türlü değil” ve “Kimin için” soruları geliyor.
 
‘Obruğun’ içine kimler düşecek?

(...)

Thursday, July 30, 2020

‘Adamlar’ seçimle gitmeyi kabul edemiyor



ABD’de seçimler yaklaşırken, kamuoyu yoklamaları Demokrat Parti adayı Biden’in seçimleri kazanacağını söylemeye devam ediyor. Seçimlere kadar dengeleri değiştirecek bir gelişme beklenmiyor. Bu nedenle tartışmalar, “Trump seçimleri kaybederse ne yapar” sorusu etrafında yoğunlaşmaya başladı.

(...)

Karşımızda adeta evrensel bir durum var: Yalnızca, Hitler ve Mussolini gibi faşist liderler, FrancoSalazar gibi faşist başlayıp Katolik korporatist diktatörlüklere dönüşerek, dış politikada maceralardan kaçınarak, uzun süre iktidarda kalan rejimlerin liderleri, “süreç olarak yeni faşizmin” ürettiği liderler seçimlerle ya da kendi arzularıyla iktidarı terk edemiyorlar. Mısır, Tunus, Cezayir, Sudan deneyimleri, bu gözlemleri doğruluyor.

(...)

Bir anlamda, iktidarları ya da “süreç olarak faşizm” onları da tutsak alıyor, seçeneklerini yok ediyor. Geriye ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmaya çalışmak kalıyor.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, July 27, 2020

Eşiğin öbür tarafında…



“Baro sistemi değişti. Ayasofya ibadete açılıyor. Sosyal medyanın kapatılması veya yakından denetlenmesi için hazırlıklar başladı. Böylece Türkiye’de, siyasal İslamın yaklaşık 17 yıldır ilerleyen “pasif karşıdevrimle restorasyon” sürecinde önemli bir eşik daha aşıldı”, demiştim.

O gün aşılan eşiğin ait olduğu kapının üzerindeki tabelada, “Cumhuriyet yıkılmalıdır” yazıyordu. Bu eşik aklıma, Jason Stanley’in, Faşizm Nasıl İşler (How Fascism Works-2018) başlıklı çalışmasında, Hitler’in, Alman liberal demokrasisinin örgütleyici ilkelerini ve kurumlarını yavaş yavaş, adım adım yıkma sürecini tanımlamak için, kullandığı Gleichschaltung sözcüğünü getirdi.

Thursday, July 23, 2020

‘Önce yavaş yavaş, sonra aniden’


“Nasıl iflas ettin?”

“İki biçimde. Önce yavaş yavaş, sonra aniden.” (“Güneş de doğar” Hemingway) Liberal demokrasinin iflası olarak faşizm de Türkiye’de de olduğu gibi, önce yavaş yavaş, küçük birikimlerle yükselir, sonra da aniden yerleşir! “Yavaş yavaş” yükselişi tanıyamazsak “aniden” noktasına gelince durdurmak çok zorlaşır.

Tehlikeli adımlar
ABD’de “süreç olarak faşizmin”, bu “aniden” aşamasına kasım seçimlerinde gelme olasılığı hızla artıyor.

(...)

yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, July 20, 2020

Ya Trump gitmezse?


Covid-19 salgını başladığından bu yana kamuoyu yoklamaları Trump’ın toplumsal desteğinin giderek zayıfladığını düşündürüyor. Bu sırada, Trump döneminde başlayan “süreç olarak faşizmi” hızlandıran gelişmeler, Trump’ın Beyaz Sarayı terk etmeye niyetli olmadığını, kasım seçimlerinde bir “hukuk darbesi” olasılığını gündeme getiriyor.

Süreç olarak faşizm
Trump, artık denetimden çıkan Covid-19 salgını üzerine konuşmuyor, yerine ırkçı, dinci bir “hukuk ve düzen” söylemini yoğunlaştırıyor: Irkçılığın ve köleciliğin simgesi olan Güney’in bayrağını savunuyor.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, July 16, 2020

‘Eski Muhafız’- (ya da bu kez farklı bir şey)


Mad Max’tan bu yana Charlize Theron’un aksiyon filmlerini kaçırmam. NETFLIX’in yeni filmi Eski Muhafız (Old Guard) da beni düş kırıklığına uğratmadı; iki açıdan da düşündürdü.

Birincisi film, kültürel alanlardaki özgürleşmelerin, eğer kapitalizmin uzlaşmaz bir eleştirisine dayanmıyorlarsa, kültür endüstrisinin “kâr makinesi” için yakıt olmaktan kurtulamayacaklarını bir kez daha kanıtlıyor. İkincisi, filmi jeopolitiğe ilişkin bir alegori olarak okumak olanaklı.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, July 13, 2020

Önemli bir eşik aşıldı


Baro sistemi değişti. Ayasofya ibadete açılıyor. Sosyal medyanın kapatılması veya yakından denetlenmesi için hazırlıklar başladı. Böylece Türkiye’de, siyasal İslamın yaklaşık 17 yıldır ilerleyen “pasif karşıdevrimle restorasyon” sürecinde önemli bir eşik daha aşıldı.

(...)

Bu eşikte en önemli gelişme Ayasofya’nın ibadete açılmasıydı. Ancak bu, kimi yorumcuların vurguladığı gibi halkın dikkatini giderek kötüleşen ekonomik sorunlardan uzaklaştırmakla ilgili değildir. Çünkü Ayasofya’nın ibadete açılması salt bir mekânın işlevinin değişmesinden, bir ulus devletin egemenlik hakkını kullanmasından çok daha önemli, geriye doğru tarihsel, ileriye doğru rejimin geleceğine ilişkin bir anlama sahiptir.

(...)

Romalı senatör Cato senatodaki her konuşmasına “Carthago delenda est” (Kartaca yıkılmalıdır) sözleriyle başlarmış. Bugün gelinen noktada geriye bakarak siyasal İslamın iktidarının attığı her adımın arkasında “Res publica delenda est!” (Cumhuriyet yıkılmalıdır) ilkesinin yattığını söyleyebiliriz. Bunun böyle olduğunu daha başından söylemişizdir de...

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, July 09, 2020

‘Z kuşağı’ ve ‘kapitalist gerçekçilik’


Bir klip “dislike” rekoru kırdı; “#oymoyyok” sinirleri bozdu. “Sosyal medyayı kapatacağız” korkuttu. Ancak “Z kuşağı” vardı, 2023 seçimlerinde bizi vakitlerden kurtaracaktı. Böylece “Z kuşağı”, bugün ilerlemeye devam eden “mevzi savaşı” içinde muhalefetin biteviye gerilemesinin getirdiği ağrılara katlanmayı kolaylaştıracak bir “fantezi” konumuna yükselmeye başladı.

‘Baby boomers’, ‘X,Y, Z’

Reklamcılık ve pazarlama sektörleri açısından 1980’lerden bu yana giderek önem kazanan “X, Y, Z kuşakları”, kapitalizmin 1970’lerde başlayan, kendini bir “talep yetersizliği” sorunu olarak da dışavuran yapısal kriziyle bağlantılı kavramlardır.

(...)

Aslında bir ‘Z kuşağı’ var mı?

(...)

yazının tamamını okumak için tıklayınıuz

Monday, July 06, 2020

Sivas Katliamı neyin gerçeğidir?

Geçen hafta Sivas Katliamı’nın 27. yıldönümüydü. Bu canavarlığı “anlamlandırma”, onun aslında neyin [G]erçeği olduğunu saptamayı deneme konusunda hâlâ, kimilerimiz yetersiz kalıyor, kimilerimiz de yetersiz kalmayı seçiyor.

Sivas Katliamı ve ‘Unheimliche’

Böyle olayları anlamlandırmaya çalışırken nedensellik zincirini polisiye ve hukuki süreçlerin ötesine uzatamazsak, “şu kişiler yaptı, cezası da bu kadardır” diyerek defteri kapatabilir, böylece, “olayı yaşadık ama anlamını kaçırdık” durumuna düşebiliriz.

“Sivas Katliamı’nın”, katliamın fiziki sonuçlarından öte, Freud’un “Unheimliche” kavramını akla getiren bir boyutu var. Bu, aşina olmakla birlikte bir şekilde ifade edemediğimiz için, simgesel sistemimizi, ya da Frederic Jameson’un bir kavramını kullanırsak “bilişsel haritamızı” sarsıcı bir ŞEY’dir. Bu katliamın GERÇEĞİ de işte bu ifade etmekte zorluk çektiğimiz boyuttadır.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, July 02, 2020

Bir aşı aranıyor, bir de ‘başka bir uygarlık’


Kapitalist uygarlık, küresel çapta iki yaşamsal krizle yüz yüze: Covid-19 vakası 28 Haziran itibarıyla küresel çapta 10 milyon 273 bin 1 kişiye; ölü sayısı da 505 bin 300’e ulaştı. Sibirya’da -68 0C ile dünyanın en soğuk yeri olma rekoruna sahip Verkhoyansk kasabasında önceki cumartesi sıcaklık 38 dereceydi.

Önce ekonomi, sonra insan

Tükenmiş uygarlıkların egemen sınıfları, çürümüşlükleriyle ve aptallıklarıyla da kendilerini belli ederler. Yıllardır, doğayı, insan enerjisini sömürerek, kültürleri çözerek, bu sömürünün gereksinimlerine göre yeniden şekillendiren kâr makinesini beslemek için sağlık sistemini, sosyal hizmetleri ve eğitim sektörlerini aç bırakmak da bu çürümüşlüğün ve aptallığın sonucuydu.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, June 29, 2020

‘Adam’ gidiyor mu?



Son gelişmelere, özellikle geçen hafta gelen verilere bakınca “Adam gidiyor” (Trump’tan söz ediyorum) diye düşünmek olanaklı.

Kötü haber haftası

“Kötü haber haftası”, önceki cumartesi günü, Trump’ın Tulsa kentinde, fiyaskoyla sonuçlanan salon toplantısıyla açıldı. Wall Street Journal’ın deneyimli yorumcusu Peggy Noonan’a göre (1980’lerde Reagan’ın konuşmalarını yazıyormuş), “esas boşluk sorunu, salondaki iskemlelerle değil, (19 bin kişilik salonda 6 bin 200 kişi varmış) salondakilerin yüzlerindeki ifadelerle ilgiliydi”... “Adeta eski bir şarkıyı dinliyor ama bir sonraki bölümün sözlerini anımsayamıyorlardı.” O gece televizyon kanallarının yakaladığı Trump imajı da çok anlamlıydı: Kravatı çözülmüş, omuzları düşmüş, kırmızı MAGA şapkası elinde, yorgun bezgin bir adam...

Hafta ortasında, Siena College/ New York Times kamuoyu yoklaması, Biden’in yüzde 36’ya karşı yüzde 50 ile Trump’ın önünde gittiğini gösteriyordu.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, June 25, 2020

‘Yeni Osmanlı’dan emperyalist olur mu?


Fransa Devlet Başkanı Macron ve Mısır Devlet Başkanı Sisi’nin, AKP Türkiyesi’ni hedef alan açıklamalarından sonra Libya iç savaşının, AKP rejiminin oradaki varlığının geleceği üzerine düşünmek iyice zorlaştı.

(...)

Ben daha çok, AKP Türkiyesi’ni bu “iç savaşın” içine çeken mantığı merak ediyorum.

AKP Türkiyesi, Cumhuriyetin geleneksel “yurtta sulh cihanda sulh” ilkesini terk etti, başka ülkelerin rejimleri, toprakları, kaynakları üzerinde hak iddia etmeye, diğer bir deyişle emperyalist politikalar izlemeye başladı. İyi de neden?

(...)

AKP Türkiyesi’ni bu resmin içine, emperyalist sistemin, sermaye birikim süreci, üretim kapasitesi, sınırlarına sığamayan bir merkez ülkesi olarak yerleştirmek olanaklı değildir.

(...)

Toprak rantı ve haraç üzerinde durmaya göre şekillenmiş, 16. yüzyılda kendi “erken-sanayileşme” sürecini dinamitlemiş Osmanlı İmparatorluğu’nu modern emperyalizm yıkmıştı. Düşünmeye değer!

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, June 22, 2020

Rüyadan kâbusa Amerika


Kasım seçimleri hızla yaklaşıyor. Amerikan Rüyasının (The American Dream) artık bir kâbusa dönüşmeye başladığını kanıtlayan bir hava, giderek ağırlaşıyor.

Bu kez farklı

“Amerika’da herkesin rüyaları gerçekleşebilir” savının aslında, soykırıma uğratılan yerliler, modern köleciliğin Afrika’dan kopartarak getirdiği siyahlar, daha yakın zamanda gelişmekte olan ülkelerden gelen göçmenler, sık sık da işçiler için bir kâbus olduğunu, sol ve liberal eğilimli entelijansiya ile sanatçılar yaklaşık 200 yıldır vurguluyorlar.

(...)
Bu kez farklı olan, ırkçılığa karşı yeni dalga karşısında geleneksel muhafazakâr entelijansiyanın korkuları, bu “yeni dalga”dan çok, derinleşen kutuplaşma ve her fırsatta parlamenter demokrasinin kurallarına, güçler ayrılığı ilkesine tecavüz eden, dış politikayı kendi ekonomik siyasi çıkarlarına alet eden Trump yönetiminin ve Trumpçı kitlenin olası tepkilerinin yaratacağı sonuçlar üzerinde yoğunlaşıyor.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Thursday, June 18, 2020

Kasımda Trump kazanırsa liberal demokrasiye dönüşü unutun

Adam dört yıl önce “Amerika’yı yeniden büyük yapacağım” diyerek Başkan seçildi, muhafazakâr The American Interest dergisinin editörü Adam Garfinkle'in son yazısında, “Şimdiki çılgınlık”, “Sineklerin efendisi durumları” gibi ifadelerle tanımladığı bir noktaya geldi. Bu dönemde, Amerikalı olmaktan “büyük gurur” duyanların oranı belirgin biçimde azaldı. Kasımda da Başkanlık seçimleri var.

Quo Vadis

Bu “Gidiş Nereye” başlıklı filmde (1951), imparator Neron, Roma yanarken Lir çalıp keyfine bakıyordu. Neron’un, Roma’nın o kesimini yeni sarayına yer açmak için yaktırdığı da söylenir. Neron, halkın yoksul kesimleri arasında çok popülermiş. ABD de bugün adeta yangın yerine dönmüş durumda ve Başkanın taraftarları, bunların hepsinin “Kasım seçimlerini kazanma stratejisinin, büyük planın parçası” olduğuna inanmaya devam ediyorlar.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız

Monday, June 15, 2020

İki soru, bir seçenek

Ana muhalefet partisi seçimleri kazanabilir mi? İktidar partisi seçimlerle gider mi?

Ana muhalefet...

CHP son 10 yılda tüm seçimlere aynı lider kadrosuyla girdi, her seferinde kaybetti; toplam oylar içindeki payı uzun yıllardır hep yüzde 20-30 aralığında ama esas olarak yüzde 20’ye yakın bir düzeyde seyrediyor.

İlginç olan şu ki, iktidar partisinin oylarında bir düşme eğilimi gelişirken, ana muhalefet partisinin oylarında bu eğilime uygun bir yükselme görülmüyor. Yalnızca bunlara bakarak bile, CHP’nin, “çalışma tarzını, politikalarını kendine hedef seçtiği kitleyi ve hatta liderliğini artık değiştirmesi gerekir” önermesi kolaylıkla savunulabilir.

(...)

Eğer sokağa çıktığınızda, sizi provokasyonların, baskı ve terörün beklediğini düşünerek bu hakkınızı kullanmaya korkuyorsanız iyice düşünmeniz gerekir: Nasıl bir rejim altında yaşıyorsunuz? Nasıl bir rejimin dayattığı kuralları kabulleniyorsunuz? Beckett’in, ünlü üçlemesindeki (Molloy, Malone Dies, The Unnamable) bir sözü anımsarsak “Özgür olmayabilir miyiz? Bunu düşünmeye değer!” Ya bu, parlamenter demokrasi olarak nitelenebilecek bir rejim değilse?

(...)

Yazının tamamını okumak içşn tıklayınız

Thursday, June 11, 2020

Muhalefet iktidardan korkuyor

Darbelerden, katliamlardan söz ediliyor. Seçilmiş belediyelere kayyım atanıyor, atanmayanların yetkileri kısıtlanıyor, Covid-19 salgınında halka yardım yapmaları dahi engelleniyor. Gazeteciler tutuklanıyor, milletvekilleri Meclis’ten atılıyor. CHP lideri, “Bu tuzağa düşmemeliyiz, Erdoğan’ın oyununu bozmalıyız” diyor, “yeni bir Adalet Yürüyüşü” düşüncesini, diğer bir deyişle protesto eylemlerini uygun bulmuyor. Gerçekteyse muhalefet, iktidardan korkuyor. Hem rejimden hem de iktidara gelmek için yapması gerekenlerden!

Böylece vatandaşlar da kendilerini garip bir iktidar-muhalefet diyalektiği içinde buluyorlar. İktidar iktidarını konsolide etmeye devam ediyor. Muhalefet lideri de tabanını “iktidara geliyoruz” fantezileriyle uyutmaya...

Bir totaliter mühendislik projesi

AKP, 18 yıldır biteviye, “dava”, “hareket” kavramlarına vurgu yaparken, totaliter bir toplumsal mühendislik projesini (buna süreç olarak faşizm de denebilir) adım adım ve moleküler dönüşümlerle yaşama geçiriyor.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız


Bu yazıma gelen ilginç bir eleştiriyi ve cevabımı da  buraya ekliyorum:

Ergin bey özellikle Avrupa kaynaklı yorumlarınızı dikkatle izlemeye çalışıyorum. Bugün iç siyasete girmiş ve sol aydınların sıradan hobisi haline gelmiş olan CHP'yi eleştirmenin dayanılmaz hafifliğine sizde katılmışsınız. Elinize sağlık. Tek tek ele alındığında eleştirilerinizde mantıksal bir tutarlılık görülüyor. Ancak birçok sol aydının düştüğü hataya siz de düşüyorsunuz ve Türkiye'yi normal bir Avrupa demokrasisi gibi görüyorsunuz. Kurum ve kuralların tıkırında işlediğini farz edip , her kesimden muhalefetin nasıl baskılar içinde olduğunu görmezden gelip , toplumun sosyo-kültürel yapısının nasıl baskılandığını , muhafazakarlığın nasıl pompalandığını görmezden gelip CHP liderini fantezi dünyasında olarak nitelendiriyorsunuz. Son yerel seçim başarısı da kendiliğinden oldu bu değerlendirme ile. Bence asıl sorun sizin gibi iyi bir analiz yeteneği olmasın rağmen gerçeklerden kopmuş aydınlarımızdır.
Bu nedenle topluma -özellikle muhalif kesimlere- önderlik yapamıyorsunuz , çünkü size güvenmiyorlar.

..... Bey
İlginiz ve ilginç mesajınız için teşekkür ederim
“Tek tek ele alındığında eleştirilerinizde mantıksal bir tutarlılık görülüyor" diyorsunuz. Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek erdemli bir tutumdur, sağ olun.
Ancak bundan sonra ki, saptamalarınızda, nasıl desem, “biraz haksızlık” var.
Yazılarımda, "Türkiye'yi normal bir Avrupa demokrasisi gibi" görmediğim çok açıktır. Aksine totalitarizmden, "Süreç olarak faşizmden" vb., (AKP ve Restorasyon”, Laiklik Savunulmalıdır” başlıklı kitaplarıma da bakabilirsiniz) söz ediyorum. Siyasal İslam'ın Rejimin özelliklerini anlatmaya çalışıyorum.

Dikkatle bakarsanız "Türkiye'yi normal bir Avrupa demokrasisi gibi" görenin, ya da görmek isteyenin ya da bu izlenimi yaratmak isteyenin CHP liderliği olduğunu görebilirsiniz. Karşısında özgün bir parti ve devlet olduğunu anlamamakta ısrar eden o'dur. Sürekli uyarmaya çalışan ve 2000'li yıllardan bu yana uyarılarında hep (ama hep!) haklı çıkan da ben...

Şöyle eleştiriyor, hatta suçluyorsunuz: "Her kesimden muhalefetin nasıl baskılar içinde olduğunu görmezden gelip , toplumun sosyo-kültürel yapısının nasıl baskılandığını , muhafazakarlığın nasıl pompalandığını görmezden gelip"... Benim yazılarımı okuduğu söyleyen birisi bunları nasıl söyler? Bu son yazımda bile (totaliter mühendislik alt başlığından sonraki paragraflar) baskılara, totaliter eğilimlere, "faşizme" gönderme yapıyorum.

CHP şunu anlamıyor, belki de “Avrupa merkezli” (ne demekse) siyaset yaptığı için: Artık bu ülkede seçimler Avrupa'daki seçimlerden farklı yaşanmaktadır (demokraside yaşamıyoruz) ve baskılar karşısında pasif kalındıkça baskılar artar. Bir de Osmanlı merkezli bir eleştiri yapayım: CHP liderliği devlete talip ama "ya devlet başa ya kuzgun leşe" deyimini ya bilmiyor, ya da korktuğu için “miş” gibi yapıyor.

Sıkıntı burada, benim vurgulamaya çalıştığım da bu. Korkunun ecele faydası yok. Eğer durdurulamazsa "Süreç olarak faşizm" gün gelecek CHP'yi de götürecek.

Ben hiçbir kesime önderlik yapmaya çalışmıyorum. Bir entelektüel olarak eleştirel görüşlerimi kullanıma sunuyorum.  CHP'den ise genel olarak muhalefete liderlik yapmasını bekliyorum, artık umudumu hızla kaybediyorum.


Monday, June 08, 2020

Dünya kaç kutuplu?


Akla hemen ABD ve Çin geliyor. Ancak Covid-19 kriziyle birlikte bu sorunun cevabını değiştirebilecek yeni süreçler başlamış olabilir.
(...)

AB’nin ABD ve Çin arasına sıkışmasına yol açması gerekmez. Aksine bu durum, AB’ye, bir “uzaktan dengeleme”, gücünün çok üstünde etki yapma olanağı sunabilir.

(...)

Yazının tamamını okumak için tıklayınız